Image

Türk Malı

Anadolu topraklarının tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olması kültürel zenginlikleri de bizlere kazandırmıştır. Ülkemizin hemen hemen her yöresine özgü bir peynir çeşidi, her yöreye özgü çeşitli tarhana üretim teknikleri var. Gerek göçebe gerek yerleşik yaşam koşulları farklı tekniklerin keşfedilmesini ve çeşitli gıdaların üretilmesini sağlamıştır. Çok geniş bir gıda kültürümüz var fakat Türk malı dünya gıda pazarında nerede?

Gerek iş gerek turistik amaçlı şehirlerarası bir seyahate çıktığımızda gittiğimiz şehrin kendine has lezzetlerini tatmak için planlar yapıyoruz. Hatta bu planlar daha gezi başlamadan haftalar öncesinde yapılmaya, anlatılmaya başlanır. Coğrafi konum yönüyle oldukça zengin kültürlerin yaşadığı şehirlerimiz ve kendine has lezzetleri de her birimizi fazlasıyla cezbediyor. Bu zenginlik kimi zaman o iklim koşullarında yetişen bir meyve/sebze kimi zaman farklı üretim şekilleri ile işlenmiş ürün olarak bildiğimiz gıdalar olabiliyor. Hatta üretimi ve ulaşılabilirliği sadece o şehre has olan ürünler için coğrafi işaretli ürün tescili yapılıyor. Geleneksel gıdaların orijinal reçetesinin korunması, üretimde sürdürülebilirliğinin sağlanması coğrafi işaretleme ile koruma altına alınıyor ve bilinmeyen tatları ortaya çıkartıyor.

Yurtdışına çıktığınızda market raflarında gördüğünüz sade yoğurdun üstünde “Greek Yoghurt” ibaresini görmemizin veya başka ülkeler tarafından baklavanın, künefenin sahiplenilmesinin en büyük sebebi Türk malını dünyaya tanıtamamamızdan ve markalaşma bilincine tam olarak erişemememizden kaynaklanıyor.

Gıdaların ülkemizdeki kaynak noktalarını bizler az çok biliyoruz fakat dünya ülkeleri bizi ne kadar biliyor? Markalaşmaya giden yolda ilk adım kaliteli ham maddeden ve yöresel ürünlerden geçiyor. 16,3 Trilyon $’lık hacme sahip dünya ihracat pazarında gıda ürünleri bazında Türk malı ihracat pastasında %1’lık dilime sahip ve bu 17,5 Milyar $’lık bir meblağa tekabül ediyor. Pazarda bu kadar düşük paya sahip olmamızın birkaç temel noktası var;

  • Kaliteli ham maddeyi işlemeden satıyoruz
  • Kaliteli ham maddeden kaliteli ürün üretemiyoruz
  • Bazı ürünlerin üretiminden çekiliyoruz ve bu da net ithalata yol açıyor

Türk Malı Neden Markalaşamıyor?

Küreselleşen pazar ile birlikte ülkelere kâr ve bu pazarda ciddi bir pay sahibi olma imkânı sağlayan markalaşma günden güne önem kazanıyor. Bu pazarda yoğun rekabet ile mücadele etmek hiç kolay bir iş değil ve bu bakımdan firmalar kaliteli ve güvenli ürünler üreterek dünyaya erişmeye, markalaşmaya çalışıyor. Firmaların yer aldığı ülkeler de bu zorlu süreçte gerekli destekleri sağlamayacak adımlar atıyorlar. Ülkelerin birbirleriyle ticari ilişki kurabilmesini sağlayan markalaşmanın gıda sektöründeki gelişimi aynı zamanda ülkenin imajının ve saygınlığının da gelişmesi anlamına geliyor.

Fındık ürünleri, bal, zeytinyağı, yöresel peynir çeşitleri, Türk kahvesi, üzüm ve daha birçok yöresel ürünü dünyaya tanıtıp global marka haline getiremiyoruz. Kars gravyeri, Ezine peyniri ve daha birçok ürünün tadını sadece biz biliyoruz.

Turquality markalaşma programı ile dünya çapında potansiyele sahip Türk markaları desteklenerek, Türk malı imajının dünya pazarlarında kabul gören bir marka haline gelmesi sağlanmaya çalışılmakta fakat destek geri ödemelerinin ödeme hızı sürecinin yavaş işlemesi, işlenmemiş tarım ürünlerinin Turquality programına kabul edilmesine ilişkin görüşlerin olumsuz olması, gıda işletmeleri için danışmanlık ücret bedellerinin yüksek olması programı amacından saptırmakta ve yetersiz kılmakta. Yerel üreticilerin ve kooperatiflerin bu tip programlara neredeyse hiç erişemediğini de göz ardı etmemek gerek.

Dünya’nın Farkında Mıyız?

İyi yaptığımız ürünlerden biri tereyağ; %0,45’lik ihracat payına sahip fakat %0,034 paya sahip ithalat da gerçekleştirmişiz. Rakamlar çok güzel görünüyor ama ihraç ettiğimiz tereyağ 5,99 milyon $’a tekabül ediyor, ithal ettiğimiz tereyağ ise 56,1 milyon $’a tekabül etmekte. Hala güzel görünüyor mu? İyi yaptığımız diğer bir ürün ise peynir. Dünya üzerinde peynirin ihracat payı %1,971 ve bu 29,609 milyar $’a tekabül ediyor. Bizim ihraç ettiğimiz peynirlerin payı %0,891 ve bu da 154,71 milyon $’a tekabül ediyor. Peynirlerimizin tadını bizden başka kimse bilmiyor.

Dünya’da üzerine kar yağan tek çay Türkiye’de yetiştiriliyor. %0,143 ihracat payına yani 25,06 milyon $’a tekabül eden çay ihracatına karşılık %0,66 paya sahip 81,3 milyon $’a tekabül eden çay ithal ediyoruz. Çay toplarken yaprağın en değerli ve kaliteli kısmı ilk 2,5 yaprağı toplamıyoruz ve özel olarak işlemiyoruz. Nedeni ise bu 2,5 yaprağın sadece el ile toplanabilmesi, emek ve zaman istemesi. Öte yandan çayın anavatanı Çin ve dünya siyah çay üretiminin %70’ini karşılayan Hindistan kahve pazarına egemen olmak amacıyla çay tarımından kahve tarımına geçiyor. Dünyanın günde 3 milyar bardak tükettiği kahvenin pazar değeri yaklaşık 32.223 Milyar $ iken günde 2,20 milyar bardak tükettiği çayın pazar değeri ise yaklaşık 7.487 Milyar $.

Kahve dünyaya Türkiye’den yayılan bir içecek. Dünyada satılan her 4 kahveden 1’i espresso bazlı, her 200 kahveden 1’i ise Türk kahvesi. Yani dünya 15 milyon fincan Türk kahvesi içiyor ve bu 16,11 milyon $’a tekabül ediyor, 750 milyon bardak espresso tüketiliyor ve bu da 8,055 milyar $’a tekabül ediyor. Üstelik Türk kahvesini global bir içecek haline getirmemiz gerekirken dünyanın en kalitesiz kahve çekirdeklerini Türk kahvesi yapımında kullanıyoruz. Bu arada Türk kahvesi dünya üzerinde fal bakılabilen tek kahve türü.

Üzümlerimiz çok güzeldir ve bağ bozumları da festival havasında geçer. İhraç ettiğimiz şarabın ihracat payı %0,0475 ve 25,06 milyon $’a tekabül ediyor. Buna karşılık %0,107 ithalat payına sahip 13,32 milyon $ tutarında şarap da ithal ediyoruz. Buraya kadar her şey çok güzel görünüyor değil mi? %1,3 ithalat payına sahip 222 milyon $’a tekabül eden üzümü yurtdışına gönderiyoruz. Bilin bakalım bu üzümler ne oluyor? Tabi ki şarap. Dünyada şarap %2,4 ithalat payına sahip ve bu 36,2 milyar $’a tekabül ediyor.

Bu Durumu Nasıl Tersine Çevirebiliriz?

Markalaşma psikolojik olarak tüketicinin ürün hakkında hissettiği her şeydir. Markanın psikolojik yönünü yaratmak ve yönetmek hem daha değerli hem de daha fazla zaman alan zorlu bir süreç. Global bir marka olma yolunda ilerlemek hem firmanın gelişimini hem de ülkenin ekonomik olarak güçlenmesini sağlar.

Bu durumu tersine çevirmek için herkesin el ele vermesi şart;

  • Tarım arazilerini, bağları vs. tek tek tespit edilip sit alanı haline getirilmeli ve planlı tarıma ve hayvancılığa geçilmeli
  • 7 bölgenin her birine GıdaPark kurmalı ve devlet tarafından finanse edilmeli. Yönetimleri ve kurulları da ilgili bakanlıklar, TMMOB, TVHB, TTB ve üniversitelerin görevlendirdiği akademisyenlerden oluşmalı
  • GıdaPark’ların yol haritalarını oluşturabilmek, danışmanlık yapabilmek için yine ilgili bakanlıklar, TMMOB, TVHB, TTB ve üniversitelerin görevlendirdiği akademisyenlerin yer alacağı bir Değerlendirme ve Geliştirme Kurulu da kurulmalı
  • Destekleme programları yerine yerel üreticiye, kooperatiflere ve firmalara 2 seferlik düşük faizli uzun vadeli kredi imkânı sağlanmalı
  • GıdaPark bünyesinde faaliyet gösteren firmaların sahiplerine, personellerine yaşam boyu eğitim verilmeli

Kaynakça

https://zfdergi.ege.edu.tr/files/zfdergi/icerik/edergiziraat/2017_cilt54/s2/10.pdf

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/263336

https://oec.world/en/profile/country/wld/

https://oec.world/en/profile/country/tur/

https://books.google.com/books/about/Pazarlamada_markala%C5%9Fma_stratejileri.html?hl=tr&id=EtpgDwAAQBAJ

Kategori: Gıda