Image

Bataklıktan Yeşil Cennete

“Köylülere iki buçuk milyon liralık tarım âlet ve vasıtaları dağıtılmış, bu husustaki dağıtmalara devam edilmektedir. Ayrıca köylülere tarım âletleri vermek ve bunları gerekince tamir etmek için sermayesinin yüzde yetmişine katıldığımız bir şirket ile anlaşılmak üzeredir. Bu, çiftçilerin menfaatlerine çok yarayacaktır. Bayındırlık teşebbüsleri ise yakında iş alanına dökülecektir. Bunun sonucunda memleketin bütün önemli merkezleri az zamanda birbirlerine demiryolu ile bağlanmış olacaktır.”

– Mustafa Kemal ATATÜRK 20.01.1923 – Vakit Gazetesi

Cumhuriyetin Devraldığı Tarımsal Yapı

Nüfusun beşte dördü doğrudan veya dolaylı olarak tarımla uğraşmaktaydı. Tarımda üretim çok ilkel yöntemlerle gerçekleşmekteydi. Köylüler, çoğunlukla, yetiştirdiklerini kendileri tüketiyordu. Tarımsal ürünlerin pazarlara ulaşmasını sağlayacak ulaşım kanalları mevcut olmadığı için tarım ürünlerinin diğer ürünlerle değişimi çok sınırlıydı. Bu nedenle şehirler gıda gereksinimlerini ancak civar bölgelerden karşılıyorlardı. Tren yolu az ve mevcut olanlar da kötü durumdaydı. Kara yollarının en iyisi dahi ancak kağnıların geçişine izin veriyordu.

Ekonomide iç ve dış ticaretin hemen hemen tamamı azınlıkların elinde bulunuyordu. Sınai üretim el sanatlarından ibaretti. Batılı ülkelerin bir taraftan elde ettikleri kapitülasyonlar, diğer taraftan empoze ettikleri serbest ticaret Anadolu’da sanayiinin kurulmasını engellemiştir ve mevcut olanları da öldürmüştür. Türk halkının sınai ürün gereksinimleri ithal yoluyla karşılanıyordu. Bu ithalat ise fındık kuru üzüm, incir, tütün gibi sınırlı sayıda tarım ürünü ve halı gibi birkaç el sanatı ürününün dış satımı ile karşılanıyordu. Bütün bu olumsuz yapıya ek olarak Anadolu toprakları savaşlardan büyük hasar görmüştü. Tarım alanları İtalyan, Fransız ve Yunan istilası sonucunda ve Kurtuluş Savaşı’nda büyük hasar görmüştü. 1926 yılına kadar Türkiye’yi terk eden ve tüccar, esnaf ve zanaatkarlardan oluşan 1.3 milyon Yunanlıya karşılık Batı Trakya’dan gelen 400 bin Türk temelde çiftçiydi. Anadolu tarımı bunları ancak güçlükle absorbe edebildi.

Atatürk’ün Tarım Politikası

Gazi, milli ekonominin temelinin köyde olduğunu ve Türkiye’nin daha birçok zaman için köy ekonomisinin gelişmesine dayanan bir refah politikası izlemesi gerekeceğini ilk günden beri ısrarla tekrarlamıştır.

Cumhuriyet Hükümeti’nin tarım ve çiftçinin iyileştirilmesi amacıyla kabul ettiği esaslar şunlardır:

  • Köylüden ağır vergileri kaldırmak.
  • Köye para ve kredi sağlamak.
  • Köylünün ürününü geliştirme ve koruma.
  • Köylünün bilgi ve görüşünü yükseltmek.
  • Toprağı olmayan çiftçilere toprak dağıtmak.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşar adı verilen ve her türlü toprak gelirinin %10’unun devlete verildiği kaynak sistemiyle köylü ezilmiş ve sefalete götürülmüştür. Cumhuriyet hükümeti Aşar usulünü 17 Şubat 1925’de kaldırmış yerine arazi vergisi koymuştur.

Köylüye üretim sermayesi sağlamak amacı ile uzun vadeli ve faizsiz olarak 4 bin lira dağıtılmış, bu para ile köylü üretim yapabilmek amacıyla gereken eksiklerini tamamlamıştır. Ziraat Bankası kredi şartlarını kolaylaştırmış, köylülere kredi verilmesi sağlanmıştır. 1929 yılında Tarım Kredi Kooperatifleri kurulmuş, çiftçilere kredi bulmak imkanını vermiştir.

Ziraî Donatım Kurumu, çiftçinin tarım aleti, makine ve kimyasal gübre ihtiyacını sağlamış, halka parasız fidan vermiştir.

Ankara, Eskişehir, Erzurum ve Yeşilköy’de hububat ıslah istasyonları; Adana ve Nazilli’de pamuk ıslah istasyonları; Adapazarı’nda patates ve mısır ıslah istasyonu; Bursa, Antalya, Diyarbakır, Edirne ve Denizli’de ipek böcekçiliği istasyonu, Kayseri’de yonca istasyonu, Antalya’da sıcak iklim nebatları ıslah istasyonu kurulmuştur. Tarım aletleri, makineleri ve ilaçlarının satın alınarak halka tanıtılması amacıyla 1937 yılında Zirai Kombinalar İdaresi kurulmuştur.

Çağdaş anlamda tarım eğitimi için Atatürk’ün direktifiyle Ankara Ziraat Yüksek Mektebi açılmıştır. 1930 yılında kurulan Yüksek Ziraat Okulu, 16 Haziran 1933’te Yüksek Ziraat Enstitüsüne dönüştürülür. Bu enstitü gerek kuruluşu ve gerekse akademik faaliyetiyle tam bir “Tarım Üniversitesidir”. 1 Ocak 1948 yılında Ankara Üniversitesi’nin kurulmasıyla aynı Enstitü, Ziraat Fakültesi adını almış, zamanla Ziraat Fakültesi bünyesinde Veteriner, Ziraat Sanatları ve Orman bölümleri açılmış ve bugünkü üniversitelerimizin temeli de bu süreçle birlikte başlamıştır.

1925’de kabul edilen bir kanunla birlikte; devlete ait arazilerin, uygun bir arazi yoksa devlet tarafından arazi alınıp köylüye dağıtılmasına başlanmıştır. İlk on yılda köylüye 1.077.526 dönüm arazi dağıtılmıştır. Toprak sahibi olan köylünün toprak, tohumluk, tarım araçları borçlarının 20 yılda ödenmesi sağlanmıştır. İlk işletilen arazi, yeni yetiştirilmeye başlanan fidanlıklar, bağlar ve zeytinliklerden belirli bir süre için vergi alınmaması kuralı kabul edilmiştir.

Bataklıktan Yeşil Cennete: Atatürk Orman Çiftliği

“Burada bir çiftlik kuracağım. Bu çiftlikte hayvanlar yetiştireceğim. Bir küçük ormanın kenarında tarım endüstrimize ait bacalar tütecek”

– Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk, 1925 yılı ilkbaharında Türkiye’nin tanınmış ziraatçilerinden bir grup oluşturmuş ve onlara Ankara’da bir çiftlik kurmak istediğini açıklamıştır. Atatürk ziraatçi heyetinden öncelikle kurmayı düşündüğü çiftlik için arazi bulmalarını istemiştir.

O heyetteki bir ziraatçi, bu konudaki ilk çalışmaları ve Atatürk’ün yönlendirici katkılarını şöyle anlatmıştır:

“Çiftlik yeri için uzun boylu dolaşmaya ve Ankara’nın çevresinde başka başka tabiat hususiyetleri aramaya lüzum görmemiştik. Sebebi basitti: Kıraç bir bozkırın ortasında bir ortaçağ şehri… Ağaç yok, su yok, hiçbir şey yok… Ankara’nın çevresinde çiftlik olacak bir yer ararken en az bugünkü çiftlik yeri üzerinde durmuştuk. Burası tabiatın cömert davranmadığı, bakımsız, hastalıklı, sarı ve insanı bakarken bedbin eder bir halde idi. İçinden şimendifer geçen arazinin bataklık yerlerinde şehrin hayatını zehirleyen, etrafta yaşayanları kendisi gibi renksiz ve hastalıklı yapan sazlıklar, birer sıtma kaynağı halinde idi. Biraz kıraç yerlerinde kartallar ve akbabalar, o zaman kerpiç duvardan başka bir şey olmayan mezbahanın etrafında yuvalar yapmışlardı. Burada medeniyetin ve insanın eseri olarak yalnız bir demiryolu ince bir şerit halinde uzanıyordu… Tetkiklerimiz bittiği zaman neticeyi Büyük Şef’e arz ettik. Atatürk, elleriyle bugünkü çiftliğin olduğu yeri işaret etti: “Burayı gezdiniz mi?” Buranın çiftlik kurmak için bulunması lazım olan vasıflardan hiçbirini taşımadığı; bir bataklık, çorak, fakir olduğu hakkındaki ortak kanaatimizi söyledik. Atatürk’ün bize cevabı şudur: “İşte istediğiniz yer böyle olmalıdır. Ankara’nın kenarında hem batak, hem çorak, hem de fena bir yer. Bunu ıslah etmezsek kim gelip ıslah edecektir?”

Atatürk, çiftliğin amacını şöyle belirtmiştir:

“Çiftlik, modern, bilimsel, bize uygun tarım için iyi bir örnek olmalı… Köylü gençler burada bir süre çalışarak köylerine doğru tarımı götürmeliler. Tarım aletlerini kullanmayı, onarmayı öğrenmeliler.”

Atatürk Orman Çiftliği’nin Çalışma Alanları

  1. Makineli tarım yöntemleriyle geniş ölçekte buğday yetiştirmek
  2. Bilimsel yöntemlerle tohum cinslerini iyileştirmek
  3. Orta Anadolu için en sağlam zenginlik kaynaklarından biri olan koyunculuk
  4. İnekçilik
  5. Çok yumurtlayıcı tavuk cinsleri üretmek
  6. Süt ve süt ürünleri üretmek
  7. Meyve ağaçları tarımı, bağcılık ve türlerinin iyileştirilmesi
  8. Ziraat makinelerinin tamiri için atölyeler, yerli pulluk üretimine yol göstermek için pulluk imalathaneleri

Çiftlikte 8 adet de fabrika kurulmuştur:

  1. Süt Fabrikası: Günde 15 ton süt ve 1 ton tereyağı üretim kapasitesi
  2. Bira Fabrikası: Yılda 7000 hektolitre üretim kapasitesi
  3. Malt Fabrikası
  4. Buz Fabrikası: Günde 4 ton buz üretim kapasitesi
  5. Soda-Gazoz Fabrikası: Günde 3000 şişe soda ve gazoz üretim kapasitesi
  6. Şarap Fabrikası: Yılda 80.000 litre şarap üretim kapasitesi
  7. Deri Fabrikası: Yılda 14.000 çeşitli deri işleme kapasitesi
  8. Ziraat Aletleri ve Demir Fabrikası

Atatürk’ün asıl amacı, Ankara örneğinden yola çıkılarak bütün Türkiye’nin modern tarım ve hayvancılık yapılan işlevsel bir yeşil cennete dönüştürülmesidir. Atatürk Orman Çiftliği, Türkiye’nin ve dünyanın başarıya ulaşmış en çevreci projelerinden biridir.

Atatürk Sonrası Tarım Politikaları

Atatürk’ün vefatının ardından Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri tarıma aynı hassasiyetle yaklaşmaya devam etmiş, tarımda kooperatifleşmeye yönelmeye başlamıştır. 1987’den sonra kooperatifleşmeye hükümet politikalarında yer verilmemiş ve tarım geri plana atılmaya başlamıştır. 1995 yılına gelindiğinde ise ekonomik kalkınmayı sağlamak, sermaye yetersizliği sebebiyle eksik kalan girişimleri devlet eliyle gerçekleştirmek ve devlet eliyle tekeller oluşturmak amacıyla kurulmuş olan Kamu İktisadi Teşebbüsleri “Devlet şirket işletmez” mantığı ile özelleştirme kapsamına alınmıştır.

Özelleştirilen Tarımsal Kamu İktisadi Teşebbüsleri

Süt Endüstrisi Kurumu (SEK): Türkiye’de süt ve süt ürünlerinin üretiminin gelişmesini sağlamak ve tüketiciye sağlıklı, hijyenik, en kaliteli ve en doğal ürünleri sunmak amacıyla kurulan Süt Endüstrisi Kurumu’na ait 32 işletme 1995 yılında 1.8 Milyar TL’ye özelleştirilmiştir. Özelleştirildikten 18 ay sonra SEK’inisim hakkı ve İstanbul İşletmesinin yalnızca arazisine 18 Milyar TL teklif edilmiştir.

Et ve Balık Kurumu (EBK): Et ve balık işlerini tertip ve tanzim etmek, ticaret, istihsal ve sanayi ile meşgul olmak ve bunlarla ilgili her türlü etüd ve araştırmalar yapmak amacıyla kurulan Et ve Balık Kurumu 1992 yılında özelleştirme kapsamına alınmıştır. 1995 ile 2004 yılları arasında 18 et kombinası, 2 soğuk deposu özelleştirilmiş, 5 et kombinası kamu kurumlarına devredilmiş, 1 et kombinası, Balık Mamülleri Fabrikası ve Et Sanayi İşletmesi kapatılmıştır. Kurum 2005 yılında özelleştirme kapsamından çıkarılarak ismi Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğü (ESK) olarak değiştirilmiştir.

Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK): 1944 yılında kurulan ve yerli traktör üretimi, çeşitli gübre ve tarım kimyasalları üretimi konularında çalışan Türkiye Zirai Donatım Kurumu 2003 yılında özelleştirilmiştir. Kurum “Başak” adlı yerli traktör üretme başarısını göstermiştir.

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TÜRKŞEKER): Ana faaliyet alanı kristal şeker üretimi olan ve bünyesinde 25 şeker fabrikası, 5 makine fabrikası, 4 alkol fabrikası, 1 tohum işleme fabrikası, 1 emaf, 1 araştırma enstitüsü barındıran ve Ortadoğu şeker pazarının %65’ine hâkim olan Türkşeker’in 13 fabrikası zarar ettiği ve teknolojik gelişime ayak uyduramadığı gerekçesiyle 2016 yılında özelleştirilmiştir.

Tarımın geri plana atılması, onca emekle kurulan Kamu İktisadi Teşebbüslerinin kambur olarak gösterilip özelleştirilmesi ve tarım politikalarında yapılan yanlış uygulamalar bir tarım ülkesi olan Türkiye’yi günümüzde dışa bağımlı hale getirmiştir.

Türkiye’nin Tarımda Güçlü Olması İçin Neler Yapmalı?

  • Atatürk Orman Çiftliği’ne gıda, ziraat, kimya mühendislikleri ile tarım makineleri, çiftçilik alanlarında eğitim verecek Gıda ve Ziraat Enstitüsü kurulmalı. Atatürk Orman Çiftliği kuruluş amacına uygun olarak enstitüye bağlı kullanılmalı

 

  • Köy Enstitüleri tekrar kurulmalı. Üreticiye yaşam boyu eğitimlerin verilmesi sağlanmalı

 

  • Aracılar devreden çıkartılmalı. Demiryolları her ile ulaşacak şekilde geliştirilmeli ve lojistik TCDD tarafından devlet eliyle sağlanmalı

 

  • Devlet eli ile kooperatifleşmeye ve markalaşmaya destek verilmeli

 

  • Üreticiye kredi kolaylığı sağlanmalı. Üreticinin üretmesini engelleyen hibe ve teşvikler iptal edilmeli

 

  • Üreticiye profesyonel makine ve ekipman desteği verilmeli. Makine ve ekipmanların yerli olarak tasarlanması ve üretilmesi sağlanmalı

Kaynakça

http://earsiv.sehir.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11498/44871/001641660010.pdf?sequence=1

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/616902

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/36653